28 Mart 2017 Salı

Uzun bir zamandan sonra herkese merhaba. Bu sefer sizlerle bir turizmci olarak uzun süredir aklımda olup da ne dile ne de yazıya dökemediğim bir sorunu paylaşmak istiyorum. Umarım size hitap etmese de ne demek istediğimi biraz da olsa sizlere iletebilmişimdir:


CİTTASLOW SEFERİHİSAR(BİR TURİZM MERKEZİ: SIĞACIK)



İzmir’in bir ilçesi olan Seferihisar 2009 yılında yavaş şehir demiyle “cittaslow” ünvanını almıştır. Tam bir kıyı yerleşimi olduğundan dolayı bir çok tarihi miras ve tatil beldeleri ile dolu olan bu kasaba elbette ki bir turizm destinasyonuna dönüşecekti, öyle de oldu. Seferihisar’ın ünlü tatil beldeleri Sığacık, Akkum ve Akarca kendilerine yakın bir antik kent olan Teos sayesinde bakış açısını bir zamandan sonra tamamı ile turizme çevirdi. Yunan köylerini aratmayacak denize sıfır, etrafı mandalina ve zeytin bahçeleriyle çevrili bir yer düşünün. Bir de bunun yanında Teos gibi kültür ve tarih bakımından oldukça önemli bir yere sahip turizm merkezine en fazla 10 dakikalık mesafede. Hal böyle olunca artık tüm bunlardan yararlanmanın vaktidir deyip sıvadılar kollarını.
İlk zamanlarını hatırlıyoruz da Sığacık kalesine gezmek için gittiğimizde bir de deniz havası alalım deyip hemen önünde ki sahile inerdik. Ancak şimdi orası özelleştirildi ve bir Marina haline getirildi. Liman büyük büyük restoranlar, seyahat gemileri ve sanki deniz dibinde değilmiş gibi gereksiz yüzme havuzları ile dolu artık.
            Seferihisar yeni belediye seçimleri ile birlikte yönünü tamamen değiştirip turizm ve tarıma yöneldi bundan yaklaşık 10 sene kadar önce. İlk her şey gayet güzeldi. Elimizde bu denli verimli topraklar ve tarihi miraslar varken neden değerlendirmiyorduk? Herkes Efes’i biliyordu ancak onun kadar önemli olan Teos neden bilinmiyordu? Halkın büyük çoğunluğu geçimini mandalinadan sağlarken nasıl bunun reklamını yapmazdık? İşte tüm bu sorularla girmiş olduk dönülmeyecek bir yola.
                    

           

Sığacık kalesi ve Teos için güçlendirme çalışmalarına başlandı ve istenildiği gibi Teos’un görmesi gereken itibara kavuşuldu. Sığacık önceden bakir, doğal ve tarihi yönleriyle zengin bir cennetken bunun ilk tahribatlarına başlandı. Bilinen ünlü bir yönetmenin doğduğu ve büyüdüğü topraklarını tanıtması amacıyla birkaç film çekildi öncelikle Seferihisar’da. Tüm Türkiye’ye güzel bir reklam olduktan sonra ki o yaz başladı akın akın gelen ziyaretçiler. Hem Ege’nin o sıcak insanlarıyla bir arada oluyorlardı hem de kültür turizmi dediğimiz o açlıklarını deniz beldeleri ve Teos ile gideriyorlardı. Birkaç film çekiminin vermiş olduğu tanınmışlık ile Sığacık kalesi ve Seferihisar yavaş yavaş dizi ve film çekimleri için dolmaya başladı. Bu hareketliliği gören halksa kendileri de pastadan bir dilim alabilmek adına elinde bulundurmuş oldukları evlerini, dükkanlarını, bahçelerini vs. sinema ve turizm sektörüne açmış oldular.
            Artık o bildiğimiz Kaleiçi’nde ki Rum evlerinde yerli halk değil, şehrin yoğunluğundan kaçmış ve sakinlik isteyen birisi(ne kadar sakin olabilirse) ya da dizi film sektöründe çalışan birileri oturuyor. Önceden herkesin dilediğince oturduğu o Sığacık sahili gelişen durumları takip etmek ve kar gütme amacı ile bir limana çevrildi ve o bakirliğini kaybetmiş oldu. Bununla birlikte her yaz festivaller ve şenliklere ev sahipliği yapmaya başlayan Sığacık da bir çok pansiyon ve tatil köyleri açılmaya başlandı. Bu da yetmeyince toprak sahipleri yerlerini 5 yıldızlı oteller için ellerinden çıkarmış oldular.
Açgözlülüktür bu ya, yapılan tüm bu şeyler yetmemiş olacak ki yerli halkın Ege ve Seferihisar yöresini tanıttığı el işi ve ev yemeği adı altında kültür pazarı haline gelen Sığacık Geleneksel Pazar günlerine başlandı. Böylelikle Pazar günleri Sığacık Kaleiçi’nde yerli halkın yapmış olduğu ev yapımı yemeklerin, böreklerin, sarmaların hatta baklavaların olduğu, yöreye özgü zeytin yağları, sabunları, mandalina reçel ve kolonyaları ile kadınların el işi yün ve dantel örneklerini yaptıkları bir Pazar haline geldi.
                    
           


Evet, her şey ilk birkaç yılda güzel gitti. Kasaba tanıtıldı, halk kalkındı ve Seferihisar Sığacık tam bir turizm merkezi haline geldi. Ancak sonrasında gelecek olan sorunlar elbette ki daha başından belliydi. Teos Efes kadar tanıtılmış oldu ancak gelen turistlerin bilinçsizlikleri o tarihi yapıya büyük ölçüde zarar verdi. Ve tüm bunlar bir turizm merkezi için başlanılmadığı ve tam anlamıyla ekonomik gelir düşünüldüğü için bu tahribatları önleyecek bir yetkili orada yoktu ve bunun önüne geçilemedi.
Sığacık bir liman haline getirildiğinde bundan şüphesiz ki en çok etkilenen denizde yaşayan canlılar oldu. Ardından da elbette ki yerli halkta balıkçılıkla geçinen insanlar. Ancak o güzelim sahilden bahsetmesek olmaz, Marina haline getirip betonlaştırıldığından beri açıkçası pek kimsenin ilgisini çekmiyor.
            Ve de asıl tahribat hızla artan nüfus ile ortaya konulmuş oldu. Evet bir çok kişi tüm bu gelişmelerden oldukça kazançlı çıktı ancak bir zaman sonra bu aşırı yoğunluktan ve akın akın gelen turist kalabalığından yorulmaya başladılar. Bunun sonucunda da  kendi memleketlerinde kendilerini sonradan gelmiş gibi hissetmeye başladılar.
Öncelerinde sırf halkın kalkınması için başlayan Pazar pazarları sonradan ipi koparan değimi ile herkesin gelip kazanç sağlaması ile şekil değiştirmiş oldu. Kaleiçi’nde kalmış olan birkaç ev varsa da onlar da restoran ve pansiyona çevrildi. Diğer her şey gibi bu da amacından sapıp bambaşka bir şeye dönüştü. Doğal güzellikleri ve mandalina bahçeleri ile özel olan bu tatil beldesinin zamanla yapılan pansiyon ve otellerle beton yığınına dönüşümü başladı.
                       


            Çok değil, bundan tam sekiz yıl önce sadece Seferihisar halkının hüküm sürdüğü ve onun haricinde hafta sonları İzmir’den şehrin yoğunluğundan kaçıp nefes almak isteyen halka ya da Yunan adalarından gelen turistlere ev sahipliği yapan bu ilçe, artık tam anlamı ile bir cehenneme dönüşmek üzere. Taşıma kapasitesini çoktan aşmış olan bu belde artık kendi halkının göçü ile yüzleşme durumuna kadar geldi. Yaklaşık dört beş yıl önce tüm bu gelişmelerden oldukça hoşnut olan halk artık o denli bunalmış olmalı ki kendi memleketlerini terk edecek hale gelmiş bulunuyorlar. Keşke gelen teklife balıklama dalmayıp enine boyuna düşünmüş olsalardı da bu duruma gelip kendi evlerinden çıkmak zorunda kalmasalardı. Ancak elbette ki “Kaçtı Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” diye boşa söylememişler.

20 Mart 2017 Pazartesi

"MR. NOBODY, BAY HİÇKİMSE"

-11.01.2017 izleme tarihim.
-Yönetmen: Jaco Van Dormael
- Jared Leto, Sarah Polley ve Diane Kruger başrolde.
-Imdb: 7.9
-2009, Kanada yapımı.
-Tür: Bilimkurgu, Fantastik


     Arkadaş önerileri sonucu izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Bunu hiç düşünmeden söyleyebiliyorum. Karmaşık ve sizi sürekli sorgulamaya iten bir filmle karşı karşıyasınız şu an. Ancak yine de her izleyiciye hitap etmeyen bir yapım. Kaliteli ve başarılı bir yapım olduğu inkar edilemez bir gerçek. Filmi izlememin üzerinden uzunca bir süre geçti ancak halen daha etkisini bende koruması sanırım bunun somut bir örneği. Jared Leto'nun mükemmel oyunculuğu filmi bambaşka bir boyuta taşımış, bunu itiraf etmek gerek.

     Film cennette bebeklerin ailelerini seçme ve dünyaya gönderilme anları ile başlıyor. İlginç ve tuhaf bir anlatımı var baş karakterin. Sanırım bu yüzden bile filme bağlanabilirsiniz. Nemo ailesini seçiyor ve dünyaya gidiyor. Ancak tam o aşamada normalde cenneti ve o seçim anını unutması gerekirken hiçbir şeyi unutmayarak bu yolculuğa başlamış oluyor. Bu yüzden hayatı boyunca tüm bu olanları ve yaşadıklarını sorgulama gereksinimi duyduğu için diğer insanlar gibi normal hissedemiyor kendisini şüphesiz ki. Filmin asıl kilit noktası Nemo on yaşındayken ailesinin ayrılma kararı ile Nemo'nun kimde kalacağına karar vermesi ile başlıyor. Aslında her şey o ana bağlı. Ve film yalnızca o an üzerinden gidiyor. Ve biz Nemo'nun hangi seçimi yaparsa nasıl bir hayatı yaşayacağını, sayısız olasılığının olduğunu izlemeye başlamış oluyoruz. Biraz kabul edilmesi güç bir film. Çoğu kişiye de saçma gelecektir belki ancak ben filmi izledikten sonra uzun bir müddet soru işaretleri ve bir takım düşüncelerle boğuşmadım dersem yalan söylemiş olurum. Beni fazlasıyla etkilemiş oldu, evet.

     On yaşında ki bir çocuğa hiç yapmaması gereken bir seçimin yaptırılması adaletsizce ve acımasızca. Bu yüzden yine yapmış olduğumuz seçimlerin ne denli önemli olduğunu ve alınan bir karardan önce gerçekten enine boyuna düşünülmesi gerekildiğini vurgulayan bir yapımla karşı karşıyaydık. Bir kez o yola girdikten sonra dönüşü olsa bile o yolu yürüdüğümüz gerçeğini ne yazık ki değiştiremiyoruz. İşte bu yüzden her kararın hayati bir nitelik taşıdığını unutmamamız gerek.

     İtiraf etmeliyim ki filmin ilk sahnelerinde çok sıkılmıştım. İlk olasılığın üzerinde o denli derine inilmişti ki daha fazla devam edemeyip filmi kapatmayı bile düşündüm. Tabi sonrasında iyi ki kapatmamışım dedim, o ayrı. Ama şimdi düşünüyorum da bu denli üzerinde durulmasaydı aynı etkiyi bırakır mıydı emin değilim.

     Film bittikten sonra hayatımı tekrardan gözden geçirmeme neden olan duygularla boğuştum. Eğer ki bu şekilde olmasaydı şu an neler yaşardım diye düşünüp bir çok teori ürettiğim doğrudur. Ve bu bakış açısı bana çok fazla şey kattı. Şu an da baktığım her yeri farklı görme hali yaşamış oldum aslına bakarsanız. Bu yüzden filmi kendimde çok farklı bir yere oturttum. 

     Hayat aslında tam böyle bir yerde başlıyor. Ben de o düzlemde yürüyorum işte. Önemli olan o yolu bilinçli bir şekilde yürüyebilmek. Ben artık bazı şeylerin daha çok farkındayım.

"Hissiyatlarımı nasıl böyle bir yere bağladım şu an inanın ki bilmiyorum. Ancak Mr. Nobody'nin bende oluşturduğu duygular tüm anlamlarıyla bir GÖKKUŞAĞIna dönüşüyor. Belki sizlere bir renk kırılması olarak görülebilir ama bana sayısız olasılıkların gökyüzüne yansıyarak bize ulaşması gibi geliyor artık. Gördüğüm renklerden ibaret değil. Sadece Mavi ve Kırmızıdan ibarette değil. Bana göre tüm renklerin birbirleriyle bağlı olduğu bir geçitten başkası olamaz artık. Aslında hayatımızda ki renkleri hatırlatmak için karşımıza çıkan bir haberci gibi belkide. Farkına varmamız için. Bir çok ışığın, hayatın, yolun, yaşanmışlıkların ve yaşanacakların belirticisi gibi. Müjdeci gibi. Bunu farkına vararak yaşamak gerek, farkına vararak yaşayalım. 8/10."