Uzun bir zamandan sonra herkese merhaba. Bu sefer sizlerle bir turizmci olarak uzun süredir aklımda olup da ne dile ne de yazıya dökemediğim bir sorunu paylaşmak istiyorum. Umarım size hitap etmese de ne demek istediğimi biraz da olsa sizlere iletebilmişimdir:
CİTTASLOW
SEFERİHİSAR(BİR TURİZM MERKEZİ: SIĞACIK)
İzmir’in
bir ilçesi olan Seferihisar 2009 yılında yavaş şehir demiyle “cittaslow”
ünvanını almıştır. Tam bir kıyı yerleşimi olduğundan dolayı bir çok tarihi
miras ve tatil beldeleri ile dolu olan bu kasaba elbette ki bir turizm
destinasyonuna dönüşecekti, öyle de oldu. Seferihisar’ın ünlü tatil beldeleri
Sığacık, Akkum ve Akarca kendilerine yakın bir antik kent olan Teos sayesinde
bakış açısını bir zamandan sonra tamamı ile turizme çevirdi. Yunan köylerini
aratmayacak denize sıfır, etrafı mandalina ve zeytin bahçeleriyle çevrili bir
yer düşünün. Bir de bunun yanında Teos gibi kültür ve tarih bakımından oldukça
önemli bir yere sahip turizm merkezine en fazla 10 dakikalık mesafede. Hal
böyle olunca artık tüm bunlardan yararlanmanın vaktidir deyip sıvadılar kollarını.
İlk
zamanlarını hatırlıyoruz da Sığacık kalesine gezmek için gittiğimizde bir de
deniz havası alalım deyip hemen önünde ki sahile inerdik. Ancak şimdi orası
özelleştirildi ve bir Marina haline getirildi. Liman büyük büyük restoranlar,
seyahat gemileri ve sanki deniz dibinde değilmiş gibi gereksiz yüzme havuzları
ile dolu artık.
Seferihisar yeni belediye seçimleri ile birlikte yönünü
tamamen değiştirip turizm ve tarıma yöneldi bundan yaklaşık 10 sene kadar önce.
İlk her şey gayet güzeldi. Elimizde bu denli verimli topraklar ve tarihi
miraslar varken neden değerlendirmiyorduk? Herkes Efes’i biliyordu ancak onun
kadar önemli olan Teos neden bilinmiyordu? Halkın büyük çoğunluğu geçimini
mandalinadan sağlarken nasıl bunun reklamını yapmazdık? İşte tüm bu sorularla
girmiş olduk dönülmeyecek bir yola.
Sığacık
kalesi ve Teos için güçlendirme çalışmalarına başlandı ve istenildiği gibi
Teos’un görmesi gereken itibara kavuşuldu. Sığacık önceden bakir, doğal ve
tarihi yönleriyle zengin bir cennetken bunun ilk tahribatlarına başlandı.
Bilinen ünlü bir yönetmenin doğduğu ve büyüdüğü topraklarını tanıtması amacıyla
birkaç film çekildi öncelikle Seferihisar’da. Tüm Türkiye’ye güzel bir reklam
olduktan sonra ki o yaz başladı akın akın gelen ziyaretçiler. Hem Ege’nin o
sıcak insanlarıyla bir arada oluyorlardı hem de kültür turizmi dediğimiz o
açlıklarını deniz beldeleri ve Teos ile gideriyorlardı. Birkaç film çekiminin
vermiş olduğu tanınmışlık ile Sığacık kalesi ve Seferihisar yavaş yavaş dizi ve
film çekimleri için dolmaya başladı. Bu hareketliliği gören halksa kendileri de
pastadan bir dilim alabilmek adına elinde bulundurmuş oldukları evlerini,
dükkanlarını, bahçelerini vs. sinema ve turizm sektörüne açmış oldular.
Artık o bildiğimiz Kaleiçi’nde ki Rum evlerinde yerli
halk değil, şehrin yoğunluğundan kaçmış ve sakinlik isteyen birisi(ne kadar
sakin olabilirse) ya da dizi film sektöründe çalışan birileri oturuyor. Önceden
herkesin dilediğince oturduğu o Sığacık sahili gelişen durumları takip etmek ve
kar gütme amacı ile bir limana çevrildi ve o bakirliğini kaybetmiş oldu.
Bununla birlikte her yaz festivaller ve şenliklere ev sahipliği yapmaya
başlayan Sığacık da bir çok pansiyon ve tatil köyleri açılmaya başlandı. Bu da
yetmeyince toprak sahipleri yerlerini 5 yıldızlı oteller için ellerinden
çıkarmış oldular.
Açgözlülüktür
bu ya, yapılan tüm bu şeyler yetmemiş olacak ki yerli halkın Ege ve Seferihisar
yöresini tanıttığı el işi ve ev yemeği adı altında kültür pazarı haline gelen
Sığacık Geleneksel Pazar günlerine başlandı. Böylelikle Pazar günleri Sığacık
Kaleiçi’nde yerli halkın yapmış olduğu ev yapımı yemeklerin, böreklerin,
sarmaların hatta baklavaların olduğu, yöreye özgü zeytin yağları, sabunları,
mandalina reçel ve kolonyaları ile kadınların el işi yün ve dantel örneklerini
yaptıkları bir Pazar haline geldi.
Evet,
her şey ilk birkaç yılda güzel gitti. Kasaba tanıtıldı, halk kalkındı ve
Seferihisar Sığacık tam bir turizm merkezi haline geldi. Ancak sonrasında
gelecek olan sorunlar elbette ki daha başından belliydi. Teos Efes kadar tanıtılmış
oldu ancak gelen turistlerin bilinçsizlikleri o tarihi yapıya büyük ölçüde
zarar verdi. Ve tüm bunlar bir turizm merkezi için başlanılmadığı ve tam
anlamıyla ekonomik gelir düşünüldüğü için bu tahribatları önleyecek bir yetkili
orada yoktu ve bunun önüne geçilemedi.
Sığacık
bir liman haline getirildiğinde bundan şüphesiz ki en çok etkilenen denizde
yaşayan canlılar oldu. Ardından da elbette ki yerli halkta balıkçılıkla geçinen
insanlar. Ancak o güzelim sahilden bahsetmesek olmaz, Marina haline getirip
betonlaştırıldığından beri açıkçası pek kimsenin ilgisini çekmiyor.
Ve de asıl tahribat hızla artan nüfus ile ortaya konulmuş
oldu. Evet bir çok kişi tüm bu gelişmelerden oldukça kazançlı çıktı ancak bir
zaman sonra bu aşırı yoğunluktan ve akın akın gelen turist kalabalığından
yorulmaya başladılar. Bunun sonucunda da
kendi memleketlerinde kendilerini sonradan gelmiş gibi hissetmeye
başladılar.
Öncelerinde
sırf halkın kalkınması için başlayan Pazar pazarları sonradan ipi koparan
değimi ile herkesin gelip kazanç sağlaması ile şekil değiştirmiş oldu.
Kaleiçi’nde kalmış olan birkaç ev varsa da onlar da restoran ve pansiyona
çevrildi. Diğer her şey gibi bu da amacından sapıp bambaşka bir şeye dönüştü. Doğal
güzellikleri ve mandalina bahçeleri ile özel olan bu tatil beldesinin zamanla
yapılan pansiyon ve otellerle beton yığınına dönüşümü başladı.




