5 Ocak 2017 Perşembe

 "BREAKFAST AT  TIFFANY'S, TIFFANY'DE KAHVALTI"

-02.01.2017 izleme tarihim.
-Yönetmen: Blake Edwards
-Audrey Hepburn ve George Peppard başrolde.
-Imdb:7.8
-1961, Amerika yapımı.
-Tür: Romantik-Komedi, Dram


     Huysuz ve tatlı kadın sanırım Audrey Hepburn'ü tam anlamıyla anlatacak bir ifade olacak. Nasıl zarifsin, ne denli ince bir güzelliğin var Audrey. Film boyunca mest oldum. Nasılsa bizim Yeşilçam'ımızda ki aktrislerimizin yerine koyabileceğim birileri yoksa şu devirde, seninde yerini doldurabilecek kimse olamaz Audrey Hepburn. O tatlı hallerinin, tebessümünün, büyüleyiciliğinin. Filmi sırf senin için bile izleyebilirdim.

     Film, tatlı ve umursamaz kadınımız Holly'nin son derece sade ve boş apartman dairesinde başlıyor. Adını bile koymadığı bir kedi ile yaşayan Holly'nin üst katına bir gün Paul adında bir adam taşınıyor ve bu ilk an da birbirleriyle tuhaf bir ilişki kuruyorlar. Hayatta ki amacı zengin erkeklerin kolunda süs bebeği misali dolaşmakmış ve tek arzusu bir gün Tiffany's den bir mücevher elde etmekmiş gibi davranan Holly'nin yaşantısını konu almış özetle. Holly ve Paul arasında ki yaşantı benzerlikleri de konu alınmış. Nasıl ki Holly bir zengin erkek avcısı ise aynı şekilde Paul da yaşantısını, evli ve oldukça zengin bir kadınla ilişki kurarak onun desteği ile sürdürüyor. Ve sonra bu iki insanın arasında ki ilişki birbirlerine itiraf etmekte zorlandıkları (en azından Holly için) bir hissiyata dönüşüyor.

     1961 yapımı, tarihe dikkat çekelim. 1961 yapımı olmasına rağmen günümüzün modası o denli an be an ortadaydı ki. Elbette ki o dönemin insanlarında ki zerafet şimdilerde olamasa da. New York sokakları halen daha aynı güzellikle, aynı mimariye sahip, yapılar korunup 50 yıl sonrasında da aynı şekilde yaşamını sürdürüyorlar. Bizse tarihi konaklarımızı müteahhitlere vererek yerine beton yığınları inşa ettik. Ne acı. Lafta tarihimizi, geçmişimizi en iyi biz koruruz yalnız. Bu kadar sahte olmayın, kendinizi kötü bir duruma soktuğunuzun farkına bile varmayarak laf kalabalıklarıyla insanları oyaladığınızı düşünmek yalnızca kendinizi kandırmak olacaktır.

     Audrey film boyunca genç bir kadını değil küçük bir kız çocuğunu canlandırdı benim gözümde. Ne istediğini bilemeyen, hep korkuları ile savaşan, hayatta kalmak için müthiş çaba verse de umursamaz tavırlarının arkasına saklanarak var olmaya çalışan acı ama tatlı bir kızdı. Doğru olanın bu olduğuna kendini öyle bir alıştırmış ki gerçek olanı bir türlü göremeyen, aslında görmek istemeyen biriydi Holly. Hüzünle kaplı bir karakter olmasına rağmen beni kendine hayran bırakan bir karakter oldu aynı zamanda da. 

     Elbette ki film boyunca boş zamanlar, yanlış konuşmalar ve çekim yanlışlarını görmek mümkün. Örneğin Holly üzerine çok fazla yoğunlaşılmış, (onların değimi ile) Fred bebeğim, çok eksik bir karakter olmuş benim gözümde. Holly'i sevme hissini bile son sahne de birazcık aldım. Ancak 1961 yılını göz önünde bulundurarak dönemin şartlarını düşününce gerçekten iyi bir yapım olduğunu düşündürtüyor size. Özellikle o dönemde çekilen diğer yapımlarla karşılaştırınca. Halen daha günümüzde izlerini taşıdığımız, moda dünyasının öncüsü olmayı başarmış bir kadının oyunculuğunu göz ardı etmek haksızlık bu yüzden.

     Bu film bana en çok insanlara eleştirel bir şekilde yaklaşmamamız gerektiğini düşündürttü. Çünkü karşımızda ki kişi her ne eylemde bulunuyorsa bulunsun bunun nedenini bilmeden onun hakkında yorumda bulunmak yargısız infazdan başka bir şey değil. Bu yüzden insanları gerçekten tanımadan onlar hakkında kafanızda bir kalıp oturtmak onlara karşı yapılmış olan bir saygısızlık benim gözümde. Yani demem o ki karşınızdakini tanımaya çalışın, tanımıyorsanız da yorum yapmayın. Bu kadar basit.

"TARÇIN.  Mis gibi kokar. Tatlıdır ama aslında acıdır aynı zamanda da. Güzel olduğu kadarda karmaşıktır. Tek başınayken belki tam bir şey ifade etmese de bir şeyle birleştiğinde yanındakini güzelleştirecek kadarda güçlü ve özeldir. 7/10."




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder