11 Ocak 2017 Çarşamba

"INTERSTELLAR, YILDIZLARARASI"

-05.01.2017 izleme tarihim.
-Yönetmen: Christopher Nolan
-Matthew McConaughey, Anne Hathaway ve Jessica Chastain başrolde.
-Imdb: 8.6
-2014, Amerika yapımı.
-Tür: Bilim Kurgu

     Çok uzun zamandır izleme listemde olan bir film. Doğrusunu söylemek gerekirse süresini görünce bir türlü cesaret edememiştim. Ancak bilim kurguya meraklı birisi olaraktan artık daha fazla geciktirmemem gerektiğini düşündüm. Ve izlemeye koyuldum. İtiraf ediyorum bir oturuşta yine de izleyemedim. Kore filmleri de uzun sürüyor ancak onlar merak duygusunu öyle bir yere bağlıyorlar ki izleyebiliyorum. Amerikan yapımları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.

     Mükemmel bir film miydi? Hayır. Kötü müydü peki? Tabi ki hayır. Güzel ve aydınlatıcı bir film olduğunu düşünsem de muazzam diyemem. Dediğim gibi ilgililerine güzel bir film, ancak bilim kurgudan hoşlanmayanlar filmi sıkıcı bulacaklardır.

     Filmin konusu dünyada ki zamanımızın artık dolduğunu göstermeleriyle başlıyor. İklim değişiklikleri ile birlikte açlıkta boy göstermeye başlamış. Dünya'nın son anlarında yaşamaya başlıyoruz film başladığında ve bu gerçekten aydınlatıcı ve bir o kadar da rahatsız edici bir olgu. Şu an bu durumda olmasak da bir neslin o şartlarda yaşayacak oluşu kaçılmayacak bir şey. Hiç olmazsa bunun süresini uzatalım demeye sevk ediyor umutsuzca insanı. Konumuza dönecek olursam, insan ırkının yok olmaması için sevgili astronotlarımız ve bilim insanlarımız yeni bir gezegen arayışına çıkıyorlar. Bu arayış ile baş rolümüz iki çocuğunu ve babasını arkasında bırakmış oluyor. Bilim Kurgu evet ama sık sık dram izleri de taşımış bir yapımdı.

     Matthew'u hep romantik-komedi tarzında izlediğim için açıkçası böyle bir tarz da gelmesi beni şaşırttı. Yakıştığı aşikar elbette. Yalnız bu filmde Anne Hathaway'in işi ne, gerçekten anlayamadım. O denli altı boş bırakılmış ve gereksiz bir karakter gibi geldi ki. Yani olsa da olur olmasa da. Ama ben kendisini pek filme ait hissetmedim ne yalan söyleyeyim. Bence kendisi de hissetmemiş olacak ki oyunculuğu şimdiye kadar izlemiş olduğum en kötü haliydi.

     Ciddi anlamda basit bir anlatım ile konuyu ve bilimüstü olayları o denli iyi verdiler ki kendimi üçüncü bir şahıs gibi hissetmedim. Her ne kadar işleyişin yavaş olmasından yakınmış olsam da bilim konusunda merakımıza yol açacak olaylara değinildiği için aynı zamanda da bir izleme isteğine yol açmış oldu. Yalnız yine de kurgudan endişeleri olmalı ki olayı bilim kurgu da bile kadere bağladılar. Tebrik ediyorum. "Kızım seçilmiş kişiydi. Onun kaderinde bu var." Gerçekten mi? Açıkçası bu an da bir hayli güldüğümden emin olabilirsiniz. Ee biz de insanoğluyuz sonuçta. Son sahne de üzülmedim dersem yalan söylemiş olurum. Kızının cümlesine katılıyorum. "Hiçbir ebeveyn çocuğunun ölümünü yaşamamalı."

     Hayatta ki adımlarımız her daim doğru atılmış olacak diye bir kaide yok. Bazen geri adım atmayı da bilmemiz gerekiyor. İş işten geçmeden önce hareket edişimiz ne denli doğru diye düşünürsek şayet attığımız her adım da bir o kadar sağlam olacaktır. Bunun korkaklıkla ya da geri durmakla alakası yok. Bu tam anlamıyla ihtiyatlılık. Sonradan pişman olmak varken neden kendimizi göz göre göre ateşe atalım ki? Sonuçlarını düşünelim. Bizim için değil sadece, bizle birlikte dokunduğumuz herkesin hayatı için de.

"Bu sefer bana bu filmin hissettirdikleri yine bir renkte can buluyor. GRİ. Ne tam anlamıyla siyah ne de beyaz. Ortalarda bir yerlerde işte. Arada kalmış. Ya da bir nedenden arada bırakılmış, elinde değil. Biraz daha önünü görebilse belki apaçık hale gelecek. Ya da tüm umutları yavaş yavaş kararmaya yüz tutacak. Bilmiyor ki Gri. Hareket etmiyor. Etmekten korkuttular çünkü. Ancak neden tek bir yönden bakmalı ki bu duruma? Tamam, elden bir şey gelmiyor ama ille de eyleme mi geçmek lazım. Bunu hiç düşündü mü Gri? Bence düşündü. Çünkü ne koyu gri dedik ne de açık gri. O bile isteye tam ortada durmuş zaten. 6/10."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder