16 Ocak 2017 Pazartesi

"DEVDAS"

-12.01.2017 izleme tarihim.
-Yönetmen: Sanjay Leela Bhansali
-Aishwarya Rai, Madhuri Dixit ve Shah Rukh Khan başrolde.
-Imdb: 7.2
-2002, Hindistan yapımı.
-Tür: Dram

     Filme ilk başladığım sıralar eğlenceli ve romantik bir aşk filmi izleyeceğimi düşünürken nasıl öyle bir sona ulaştık, inanın ben de bilmiyorum. Yapım yılını dikkate aldığımda gayet başarılı bir film olduğunu söyleyebilirim. Ancak günümüz baz alındığında fazla klişe ve abartıydı.

     Dürüst olmak gerekirse Devdas karakterini hiç ama hiç sevmedim. Başına gelen hiçbir şeye de üzülmedim. Çünkü bazen yaptıklarımızın sonucunu düşünmeden hareket etmek bizi bu gibi ağır sınavlardan geçiriyor. İnsanın kendine yaptığını cümle alem bir araya gelse yapamaz diye boşuna dememişler sonuçta.

     Filmimiz Devdas ve Paro adında ki birbirini seven iki gencimizi konu alıyor. Devdas 12 yıl sonra yurtdışından ülkesine dönüyor. Çocukken birbirlerine aşık olan bu ikilinin duygularının halen daha süregeldiğini öğreniyoruz. Kızın ailesi bir çiftçi iken çocuğun ailesi Hindistan'ın önde gelen zengin ailelerinden, bu yüzden Devdas'ın ailesi kızı istemiyor. Ancak bunu o denli aşağılayıcı bir şekilde dile getiriyorlar ki bunun sonucunda ikisininde hayatını mahveden bir durum ortaya çıkıyor. Bu aşağılamaya oldukça içerleyen Paro'nun annesinin uğraşları sonucu, kızımız Hindistan'ın en zengin ailesine gelin gidiyor. Ve böylelikle hazin son: Devdas'da kendini içkiye ve alemlere veriyor. Yani resmen biçare bir şekilde kendini mahvediyor. En çok sinirlendiğim noktaydı hemen kabullenmiş olması.

     Yaptığının hata olduğunu fark ettikten sonra bile düzeltebilmek için hiçbir çaba sarf etmediği yetmiyormuş gibi bir de kızı kendi elleriyle gelin evine götürdü. Kimse kusura bakmasın ama bu bana göre ahmaklığın son boyutudur.

     Ancak karakteri düşündüğümde,  kendisine hiç bakmadan insanları yargılayıpta kendisini üstün gören, buna rağmen de çok zayıf bir kişiliğe sahip güçsüz ve asalak geçinen biriydi. Hele ki diğer kadına söylemleri, işte benim son noktam orasıydı.

     Paro için ne olumlu ne de olumsuz düşüncelerim var. Sanırım ortalarda bir yerlerde kaldım. Aslında filmin başlarında çocuksu hallerini çok sevmiştim. Olaylarla birlikte olgunlaşıp bambaşka birine dönüşümünü izliyorsunuz film boyunca zaten. Ancak Paro'yu izlerken güzelliğine kapılmıyor değilsiniz. Bollywood'un Angelina Jolie'si diye boşa dememişler. İnanılmaz bir güzelliğe sahip kendisi. Bu da şüphesiz ki filmin en büyük artısıydı.

     Genel olarak düşündüğümde beni en çok etkileyen karakter fahişe rolünü üstlenen kadındı. Hem oyunculuğu hem güzelliği, duruşu, cümlelerini söyleyiş biçimiyle bile içimize dokunduğunu söyleyebilirim. Gerçekten filmin en büyük oyuncusuydu bana göre. Gerek hayat hikayesi gerek de Devdas'ın ona yaklaşma biçimi ve kadının buna karşı duruşu bana inanılmaz bir tat verdi izlerken. Güçlü karakterlere bir saygım var, güçlü kadın karakterlere de hayranlığım inanılmaz boyutlarda. Ve film boyunca Devdas'ın en büyük sınavının da o kadın olduğunu düşündüm. Yan karakter üzerinden oldukça isabetli mesajlar veren ve çok iyi yerlere değinilen bir film olmuş fikrimce.

     Hindistan ne yazık ki Kast'a en uç noktalarda rastladığımız bir ülke. Filmin geneli de bunun üzerine kuruluydu. Kişiyi aklıyla ele almak yerine parasını ve itibarını tartarak karşımızda bulundurduğumuz sürece her şeyi bir kenara bırakıyorum, tüm adaletsizliği ve ayrımcılığı, özümüzde hiçbir zaman insan olmayı öğrenemeyeceğiz. Ve bunun sonucunda çok büyük kayıplar verecek, en acı durumlara maruz kalacağız. 

     Öfkelendim, üzüldüm, içerledim ama en önemlisi kızın annesinin o malum sahnesinde gerçekten duygulandım. Yapış şekli, dile getirdikleri, anlatmaya çalıştıklarını her ne kadar yanlış yoldan anlatmış olsa da o karşı duruşu, savunmayı iliklerime kadar hissettim aslına bakarsanız. Bir insanın yok sayılmasının, yok sayılmayı bırak en aşağı mertebeyi itilmenin o acı anı beni sarmaladı. Tam o sırada üzüldüğüm kişi bunu yapandı, Devdas'ın annesi.

"Her şeyi bir kenara koyduğumda hissiyatlarıma bakıyorum da, PORTAKAL ÇİÇEĞİnin kokusunu buram buram hissediyorum. Adeta ben buradayım diyor. Öyledir ya normalde de. Metreler öncesinde size yerini belli eder. Hava bile kendini değiştirir onun bulunduğu yerde. İşte hayata karşı tam anlamıyla böyle bir duruş sergilemeli insan. Fırtınalar, yağmurlar, soğuklar görmedi mi o? Elbette gördü. Çekip gittiğinde bile meyvesini bırakmayı ihmal etmedi ama. Çünkü vazgeçmedi. Olan hayatı kabullenip köşesine çekilmedi, çabaladı. Ama bunu yaparken de benliğinden hiçbir şey kaybetmedi, duruşunu bozmadı. 7/10."


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder